0 212 532 25 25 0 (212) 532 25 25
0 505 098 21 81 0 (505) 098 21 81

Medîne-i Münevvere’deki Ziyâret Yerleri

İslâm devletinin ilk baş şehri olan, Allah Rasûlünü ve binlerce sahabeyi bağrına basan Medine-i Münevvere, muhacirleriyle, ensârıyla, daha sonra yeni filizlenip yetişen fedakâr gençleriyle, ilim ve irfan dolu âlimleriyle gönüllerde mümtaz yeri olan birçok aziz insanın, Altın Çağ'da cereyan eden hâdiselerin, binlerce hâtırasını taşımaktadır. Tarihler boyu bütün dünyaya misal olacak şan ve şeref dolu nice ibret levhalarının sergilendiği bir diyâr olduğu gibi adâletin en güzel örneklerinin de sergilendiği kâinatın en değerli devletinin ilk merkezidir. Her karış toprağının ayrı bir değerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu diyarda yaşananların bilinmesi, güzel duygularla yoğrulması ve şuurunun paylaşılması, bu diyardan yurdumuza taşınacak en güzel hediyelerdendir. Ancak biz, Mekke’de olduğu gibi burada da Mescid-i Nebî'den başlayarak sadece ziyareti mutad hale gelen yerleri tanıtacağız.

MESCİD-İ NEBÎ

Mescid-i Nebî, Allah Rasûlü'nün(sav) Medîne-i Münevvere’ye (o günkü ismiyle “Yesrib”e) hicretinin hemen ardından inşasına başladığı, inşasında hem Allah Rasûlü’nün, hem de nice güzîn sahâbînin emekleri, alın terleri ile azm, şevk, emel, ümit ve coşkularının olduğu bir mesciddir.

Şüphesiz Allah Rasûlü’nün en çok imamette bulunduğu, içinde nice âyetlerin vahy olunduğu, nice sahâbînin gelerek İslâmla şeref bulup kelime-i şehâdet getirdiği, nice hatıraların yaşandığı, nice cihad ordularının hazırlandığı mesciddir…

Bu mescid, daha önce de zikredildiği gibi Allah Rasûlü’nün(sav);

((صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِي غَيْرِهِ مِنَ الْمَسَاجِدِ إِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ.))

“Bu mescidimde kılınan bir namaz, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlı, daha faziletlidir. Ancak Mescid-i Harâmmüstesnâ,”6 buyurduğu mesciddir

Asırlar boyu nice ilim–irfan ehli âlimlerin, fâzılların yetiştiği, nice mücâhidlerin Allah’a secde ettiği, nice hayırları, hatıraları sînesinde toplamış bir mesciddir. O, İki Cihan Serveri’nin, Kâinâtın Efendisi’nin, Allah’ın Habîbi Muhammed Mustafâ’nın mescididir…

 

Mescid-i Nebî’nin Binası

(Asr-ı Saadetten Bu Yana Yapılan Genişletmeler)

Hakkında Kısa Bilgiler

Mescid’in ilk binası, Hicretin ilk (M. 622) yılının Rebîu’l-Evvel ayında binâ edilmişti. Bu binânın temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma gövdesinden, tavanı hurma dallarındandı.

Mescidin uzunluğu 70 zira’ (yaklaşık 33 m), eni 60 zira’ (28 m), tavan yüksekliği 5 zira’ (2,4 m) idi.

Birinci Genişletme

Bundan yedi yıl sonra –yani hicretin 7. yılında- Hayber’in fethinden dönülünce Peygamber Efendimiz(sav) Mescid-i Nebî’de ilk genişletmeyi yaptı. Enine 40, boyuna 30 zira’ ekledi. Böylece mescid, 100100 zira’ (46,246,2 m) ebadında ve kare şeklinde 2135 m²lik bir alanı kaplayan bir bina halini aldı.

Kıble istikametine herhangi bir ilave yapılmamış, olduğu hizada kalmıştı.

Mescid-i Nebî’nin bu genişletme sonundaki hudutlarını, günümüze uygun olarak tarif etmek gerekirse; kuzeyde kubbelerle örtülü yere kadar, doğuda Efendimizin türbe duvarı, batıda minberden itibaren 5. sütuna kadar olan alandır. Nitekim bu alanın bitiş sınırındaki sütunlarında;

"حدّ مسجد النبىّ صلى الله عليه و سلّم"

“Mescid-i Nebî’nin hududu, sınırı” yazılıdır.

Bu hududun tayini, Efendimiz zamanındaki son şekil olduğu için önemlidir ve bu bilginin korunmasında fayda vardır.

İkinci Genişletme

Hz. Ömer devrinde (Hicri 17, Miladi 638. yıla) kadar mescidin bu yapısı devam etmiştir. Bu yılda Hz. Ömer (ra) tarafından hem güney yönünde, hem kuzeyde, hem de batı istikametinde genişletme yapmıştır. Kıble istikametindeki genişletme, Peygamber Efendimizin mihrabı ile, Hz. Osman tarafından daha sonra yaptırılan ve günümüze kadar hizasını koruyan mihrab arasında yer alan revaka kadardır.

Batı tarafına ise iki sütun eklenmiştir. Kuzey istikametinde yaptığı genişletme 30 zira’ (yaklaşık 14 m.)dir.

Üçüncü Genişletme

Bu genişletmeyi, Hz. Osman yaptırmıştır. H. 29, (M. 649) yılında yapılan genişletmede, güneye bir revak, batıya bir revak, kuzeye 10 z. (4,62 m.) ilave edilmiştir.

Kıble istikametindeki bu genişletme, bu günkü kıble duvarı sınırıdır.

Dördüncü Genişletme

Dördüncü genişletme Emevi halifelerinden Velid İbn Abdülmelik tarafından yapılmıştır. Bu genişletmenin yapıldığı tarih, H. 88-91 (M.707-710) yılları arasıdır.

Bu yıllarda Ömer İbn Abdülaziz(rh.a.) Medine valisidir. Bu aziz insan, Medine’de de bir çok hayra imza atmış, herkesin sevgi ve takdirini toplamış, çevresine adalet ve huzur dağıtmıştır.

Onun valiliği sırasında yapılan bu genişletmede batıya iki sütun ilerleme yapılmış, batı sınırı bu günkü seviyesine gelmiştir. Doğu cihetinde ise önemli bir gelişme olmuş, bu yıllarda Validelerimizden hiç hayatta kalan olmadığı için onların odalarının bulunduğu saha da mescid içine alınmıştır. Validelerimizin odaları yıkılırken gözyaşlarını tutamayanlar olmuş; “Keşke kalsaydı da gelecek nesiller Allah Rasulü’nün nasıl evlerde yaşadığını görseydiler,” denmiştir.

Kuzeyde de genişletme yapılmış, ilk defa bu devirde Mescid-i Nebî’ye 4 minare inşa edilmiştir. Yine oyma (girintili) mihrab yapılmış, Mescid’e 20 kapı açılmıştır.

Beşinci Genişletme

Beşinci genişletme, Abbasi Halifesi Mehdi İbn Ebi Ca’fer zamanında olmuştur. Mehdi, H. 161-163 (M. 777-779) yılları arasında hem mescidi onarım ve bakımdan geçirtmiş, hem de kuzey kısmına ilave yapmış, mescid sadece kuzey yönünde genişlemiştir.

Altıncı Genişletme

Bu genişletme Sultan Eşref Kayıtbay tarafından yapılmıştır. H. 886-888 (M. 1481-1483) yılları arasında Sultan Eşref Kayıtbay’ın emriyle Mescid ciddi bir onarım ve bakımdan geçirilmiş, doğu tarafına (Efendimizin kabri istikametinde) 2,25 z. (1,04 m.) genişletilmiştir.

Yedinci Genişletme

Yedinci genişletme ise; Osmanlı Sultanı Abdülmecid tarafından H. 1265-1277 (M. 1848-1861) yılları arası yaptırılmıştır. Genişletme onarım ve bakımla birlikte yapılmış; yapılan onarım ve genişletme ile Mescid-i Nebî yeni bir hüviyet kazanmıştır.

Ebyâr-ı Ali yakınlarındaki dağdan çıkarılan taşlar yontularak işlenmiş, duvarlar bu taşlarla örülmüş, mescidin üstü kubbelerle örtülmüş, kubbeler de kurşun levhalarla kaplanmıştır. Kubbe içleri, sütunlar, mihraplar ve duvarlar Abdullah Zühdü Efendi tarafından ayetler, hadisler, Lafzatullah ve Peygamberimizin ismi, beyitler yazılarak bezenmiştir. (Çoğunun üstü kapatılmışken bu yazılar, yakın tarihte yenilenmiştir.)

Sekizinci Genişletme

Sekizinci genişletme, Suud Kralı Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. 1945-1955 yılları arasında gerçekleştirilen bu genişletme sırasında Abdülmecid’in yaptırdığı kuzeydeki bölmeden 6246 metrekarelik bölüm yıkılmış, bu bölmeye 6024 metrekarelik bir bölüm daha ilave edilerek yeniden inşâ edilmiştir.

Böylece mescidin boyu 128 m. eni 91 metreye ulaşmış, ortada doğudan batıya doğru uzanan ve üç revaktan meydana gelen bir kanat, üstü açık olarak bırakılmıştır. (Bu açık bölme, daha sonra elektrikli sistemle otomatik olarak açılıp kapanan şemsiyelerle örtülmüştür.)

Bu şekliyle mescidin cemaat kapasitesi 28.000 olmuştur.

Dokuzuncu Genişletme

Dokuzuncu ve günümüzdeki son genişletme ise gerçekten büyük çaptadır. 1984-1994 yılları arasında yapılan bu genişletme, Suudlular tarafından önce yapılmış olan bölmenin üç tarafını kuşatan, önceki mimari yapıyla uyuşan, modern ve dev bir genişletmedir. Bu genişletme ile Mescid-i Nebî, yaklaşık dokuz kat büyümüştür.

Ayrıca yeni yapılan kısmın sathı da kullanıma uygun olarak inşa edilmiş ve bütünü teknik donatımlarla zenginleştirilmiştir.

Bu ilaveden sonra mescid zemininin genişliği 82.000 m², alacağı kişi adedi 150.000 olmuştur. Sütun sayısı 2104’de ulaşmıştır.

Namaz kılmaya uygun hale getirilen sathın genişliği ise 58.250 m² olup 90.000 kişinin namaz kılmasına uygundur.

Böylece Mescid-i Nebî’nin zemin ve satıhta namaz için hazırlanan toplam alanı 140.250m² ve 240.010 kişiliktir. Böylece önceki kapasitenin dokuz katına çıkmıştır.

Mescid-i Nebî’nin avlusu da fevkalâde bir şekilde düzenlenerek ve mermer döşenerek camiden taşan cemaatin namaz kılmasına uygun hale getirilmiştir. Bu alan 135.000 m²’dir ve rahatlıkla 430.000 kişi almaktadır. Bu durumda avlusu ile birlikte Mescid-i Nebî’de toplam 698.000 kişi aynı anda namaz kılabilecek durumdadır.

Mescidin bir bölümü kadınların namaz kılması için hazırlanmıştır.

Yeni yapılan kısma, altı minare daha ilave edilmiştir. Böylece minare sayısı ona çıkmıştır.

Yeni bölmenin üzerinde 27 hareketli kubbe yer alır. Mescid bütünüyle soğutma sistemiyle donatılmış, avlusunun altına çift kat otopark inşa edilmiştir. Bu otopark normal şartlarda 4.444 araç alacak genişliktedir.

Mescid-i Nebî, bu yapısıyla, annelerimizin evlerini içine aldığı gibi, Ebu Bekir, Ca’fer, Abbas, Ammar, Abdullah İbn Mesud, Talha, Abdurrahman İbn Avf gibi bir çok sahabinin evlerini, Ebu Talha’nın evi ve Hâ’ Kuyusu’nun bulunduğu bahçesini de sınırları içine almıştır.

 

UHUD VE UHUD ŞEHİDLİĞİ

Uhud, Medine-i Münevvere’nin kuzeyinde, Mescid-i Nebî’ye yaklaşık 4-5 km mesafededir. Rasûlullah (sav) Efendimizin: “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u” diye sevgisini kelimelere döktüğü dağdır.

Uhud Gazvesi, Hicrî 3. Yılda, Şevval ayının ortalarında (Milâdî, Mart 625 tarihinde) İslâm ordusu ile Bedir Gazvesinin öcünü almak isteyen Mekke müşrikleri arasında yapılmıştır. Büyük bir imtihana sahne olmuş; savaş kazanılmışken okçuların zafer coşkusuyla Rasûlullah’ın(sav) kesin emrine rağmen yerlerini terk etmesi, başlarındaki emirin ikazlarına uymamaları yüzünden aleyhe dönüşmüştür. Sahabelerden 70 kişi şehid olmuş, Rasûlullah(sav) Efendimiz de yaralanmıştır.

Alınan ağır darbeye rağmen, fedakâr yiğitlerin azm ve gayretlerin de tesiriyle ordu yeniden toparlanmış, müdafaa harbine geçilmiştir. Daha büyük zarar vermeden müşrikler uzaklaşmak zorunda bırakılmıştır.

Şehidler arasında Rasûlullah (sav) Efendimizin amcası, İslâm cihangiri Hz. Hamza, İslâmın ilk davetçisi Mus’ab İbn Umeyr de vardı.

O günden sonra “Okçular Tepesi” olarak anılan Cebel-i Ayneyn, Uhud dağının Medine’ye bakan tarafındadır. Bu tepe ile Uhud yamaçları arasındaki vâdi, yaklaşık 1 km enindedir. Muharebe, bu sahada cereyan etmiştir. Şehidlik de buradadır ve okçular tepesine yakındır. Şehidliğin yanında Mescid-i Hamza vardır.

 

KIBLETEYN MESCİDİ

Hicretten önce ve hicretin ilk yıllarında namaz için kıble Kudüs’teki Beytü-l Makdis idi.

Rasûlullah'ın gönlü hep Beytullah’ı kıble edinmeyi arzu ederdi. Ancak emir gelmediği için Beytü-l Makdis'e dönüyordu. Hicret-i Nebî’den 16-17 ay sonra bu arzusu gerçekleşiyor, kıblenin değiştirildiğini bildiren âyetler nâzil oluyordu.

Rasûlullah(sav) bu sırada Medîne yakınlarında Benî Seleme kabîlesinin yaşadığı köyü ziyaret etmiş, rivâyetlere göre Berâ İbn Ma’rûr’un kızı Ümmü Beşir’in davetine icâbet etmişti. Köyün mescidinde öğle namazını kıldırıyordu. Namazın iki rekatını tamamlamışlardı ki nüzûl başladı:

﴿ قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فيِ السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا، فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَـرَامِ…﴾

“Ey Rasûlüm! Yüzünü semâya doğru çevirip durarak bir arayış, bir bekleyiş içinde olduğunu görüyoruz. Seni gönlüne hoş gelecek, arzu ede-geldiğin kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü artık Mescid-i Harama çevir, Beytullah’ı kıble edin!…” (Bakara Sûresi 144)

Âyet-i kerime nâzil olunca, Rasûlullah Bey-tullah’a yöneldi. Arkasındaki saflar da konumunu yeniden ayarlayarak onu takip etti. Böylece aynı namazın ilk iki rekatı Beytü’l-Makdis’e, son iki rekatı da Beytullah’a (Kabe’ye) yönelinerek kılındığı için “Benî Seleme Mescidi” o günden sonra “Mescid-i Kıbleteyn” (Çifte Kıbleli Mescid) olarak anıldı.

Allah Rasûlü bu kıble değişimiyle sevinmiş, gönlü yeni bir canlılık ve sürûrla dolmuştu.

Bu haber, “Benî Hârise Mescidi”ne bir sahabe tarafından ulaştırıldığında orada da ikindi namazı kılınıyordu. Haberi getiren öğle namazını Allah Rasûlü ile Kabe’ye yönelerek tamamlayan biriydi. Onların Beytü’l-Makdis’e doğru namaz kıldıklarını görünce, Allah’ı şahid tutarak onlara Rasûlullah ile birlikte namazlarını artık Kabe’ye doğru dönerek edâ ettiklerini, kıblenin değiştiğini söyledi. Kıbleteyn Mescidi’nde yaşanan olayın bir benzeri de burada ikindi namazında yaşandı. İmam ve cemaat son iki rekatta Mescid-i Haram’a yöneldiler ve namazı böylece tamamladılar.

Bu hâdisenin bir başka şekli de, ertesi gün sabah namazında Kuba Mescidi’nde cereyan etmişse de “İki Kıbleli Mescid” olarak anılmak, Allah Rasûlü orada bulunduğu, âyet orada nazil olduğu ve ilk kıble tahvili orada gerçekleştiği için “Benî Seleme Mescidi”ne nasip olmuştur.

 

FETİH MESCİDLERİ

Hendek Gazvesi sırasında karargah kurulan saha Mesâcid-i Seb’a (Yedi Mescidler) diye de anılır. Ancak bu mescidlere “Fetih Mescidleri” denmesinin daha uygun olduğuna inanıyoruz.

Yahudilerin tahrikiyle harekete geçen ve çevre kabilelerle de anlaşan Mekkeli müşrikler, mü’min mücahidlerin üç katından daha fazla bir güçle savaş hazırlıkları yaparken; müdafaada kolaylık olur diye Selmân-ı Fârisî’nin(ra) teklifi üzerine, anlaşmalı arazîden, dağlık ve taşlık bölgeden geri kalan açık bölgeye, bütün meşakkatlere ve yokluğa göğüs gererek kısa zamanda büyük bir hendek kazılmıştı.

Medine’nin kuzey doğusundan batısına kadar uzanan Harratü Vâkım ile Bathan Vâdisi arasında yer alan bu hendeğin en zayıf noktası,Sel’ Dağı önlerinde bırakılmış, karargahlar da buraya kurulmuş, düşman buranın karşısında yer almaya zorlanmış, burada karşılanmıştı.

Mescidler, karargah noktalarına sonradan, (Hicrî birinci asrın sonlarına doğru Ömer İbn Aziz’in Medîne valiliği sırasında) bina edilmiştir. Daha sonra Osmanlılar tarafından yenilenmiş ve sağlamlaştırılmıştır.

Bu mescidlerden kıble istikametine dönüldüğünde en geride olan ve Sel’ Dağının yamacında yüksekçe bir noktada yer alanın adı, Mescid-i Fetih’tir. Rasûlullah(sav) Efendimiz’in merkez karargahı burada kurulmuş, burada dua ve niyazda bulunmuş, mücadelenin birçok safhalarını buradan takip etmiştir.

Oradan kıble istikametine doğru basamaklara inildiğinde ilk gelinen mescid, Selmân-ı Fârisî Mescidi’dir. Onun önünde Hz. Ali Mescidi yer alıyordu. Bu mescid H. 1414 (M. 1993) yılında yeniden yapılma niyetiyle yıkıldı. Önce kazım yapıldığını gördük, sonra bu kazım durduruldu, sonra da açılan yer kapatılıp asfaltla örtüldü. Zannediyoruz ki fikir değiştirilmişti, daha sonra mescidlerle Sel' Dağı arasına oldukça büyük bir câmi inşa edildi.

Selmân-ı Fârisî mescidinden kıbleye doğru biraz daha ilerleyince sahanın ortalarına yakın bir yerde, düz zeminde Hz. Ömer Mescidi yer alır. Bu mescid günümüzde varlığını korumaktadır.

Hz. Ömer Mescidi’nden biraz sola dönerek kıble istikametine ilerleyip, Sel’ Dağı'nın bu yöndeki yamacına önümüze çıkacak merdivenlerden tırmandığımızda karşımıza çıkacak mescid, Hz. Ebu Bekir mescididir. Hemen hemen Fetih Mescidi ile aynı yükseklikte ve onunla karşı karşıyadır.

Buradan inilip Hz. Ömer Mescidi’nin kıble istikametine doğru yaklaşık 30 m ilerlendiğinde, Sel’ Dağının bu yönde düzleştiği noktada Sa’d İbn Muaz Mescidi yer alır. Üstü açık küçücük bir mescid idi. Yan duvarları yıkılarak ortadan kaldırıldı. Halen halk tarafından buranın mescid olduğu bilinmekte ve açıkta da olsa namaz kılınmaktadır.

Özellikle İranlılar tarafında bu mescid, Fatıma Mescidi olarak tanınıyor ve yakın ilgi görüyorsa da bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü Fatıma Vâlidemiz Uhud Gazvesine gelmişse de Hendek Gazvesinde bulunmamıştır.

Bu meydanda yer alan mescidlerin yedi değil altı olduğu, hiç bir devirde de yedi olmadığı bilinmektedir. O halde niçin Yedi Mescidler diye anılıyor? Sorusuna cevap arandığında, bu ismin de çok sonraları dillerde dolaşmaya başladığı, belki yedinci mescid olarak, güney istikamette yakınlarda yer alan Benî Haram Mescidi’nin veya Uhud tarafına doğru Sel’ Dağı’nın uzantısı olan ve Râye Tepesi üzerinde yer alan Mescid-i Râye’nin düşünülmüş olabileceği söylenmiştir.

 

KUBA MESCİDİ

Rasûlullah(sav) Efendimiz, Medine-i Münevvere’-ye hicretleri esnasında, Medine yakınlarındaki Kuba köyünde konaklamış, bir müddet burada misafir olarak kalmış, bu esnada misafir olunan evin arkasındaki boş arsanın kenarları duvarla çevrilerek mescid haline getirilmiş, böylece Kuba Mescidi kurulmuştu.

Kuran-ı Kerim’de “takva üzerine kurulu mescid” diye övülen bu mescidi ve “ temizliği sevenler” olarak övülen, temiz ve misafirperver Kubalıları Peygamberimiz bilhassa Cumartesi günleri ziyaret eder, onların gönülleri hoş tutardı.

Hicretin ilk coşkusu burada yaşamış, bir çok Medîneli gelerek Peygamber Efendimizi burada ziyaret etmiş, Efendimizden sonra yola çıkanlar da gelerek ona burada yetişmişlerdir.

Kuba Mescidi de büyültülerek yeniden inşa edilmiş, Peygamberimizi ziyaret eden Gülsüm'ün(ra) evi de mescid sınırları içinde kalmıştır.

 

CUMA MESCİDİ

Peygamber Efendimiz’in Kuba’ya Pazartesi günü öğle sıralarında ulaştığı, Pazartesi, Salı, Çar-şamba ve Perşembe günleri burada konakladığı, Cuma günü öğle yakınları buradan ayrılarak Medîne’ye doğru yola çıktığı nakledilir. Biraz ilerleyip Beni Sâlim (İbn Avf) topraklarına gelince, “Rânûna” denilen vâdide Cuma vakti girmişti. Peygamberimiz Medîne’de ilk Cuma namazını burada kıldı.

Onun ilk Cuma namazı kıldığı bu yere yapılan Mescid Cuma Mescidi olarak şöhret buldu.

Medine’den Kuba’ya giderken, Kuba yakınlarında yolun sonundadır. Kuba Mescidinin kuzeyinden görülmektedir.

 

 

CENNETÜ-‘L - BAKÎ’

Mescid-i Nebî’nin doğusundadır. Asr-ı saâdet-ten bu yana kabristanlıktır. Önceden "ğargat" ağaçlarıyla kaplı olduğu, Pazar yeri olarak kullanıldığı nakledilir. Ğargat ağaçları kaplı oluşu sebebiyle “Bakîü’l-Ğargat” diye de anılır.

Burada on bin civarında sahabenin yattığı bilinmektedir. Medfun olan aziz sahâbîler arasında, Hz.Osman, Hz. Abbas, Peygamberimizin halası Safiyye, Zevcelerinin çoğu, üç kızı, oğlu İbrahim, Süt Annesi Halime, süt kardeşi Osman İbn Maz’un, torunu Hasan, Hz. Ali’nin ağabeyi Akîl, Ensarın ileri gelenlerinden Sa’d İbn Mu’âz … vardır.

Ayrıca, Mescid-i Nebî çevresinde, Mescid-i Ğamâme, Mescid-i Ebubekir, Mescid-i Ömer, Mescid-i Osman, Mescid-i Ali, Mescid-i Bilal, Mescid-i Sibâk, Mescid-i İcâbe, Mescid-i Ebuzer; İstasyonun içinde Mescid-i Sükyâ, dışında Hamidiye Camii... gibi gibi mescidler de bulunmaktadır.