0 212 532 25 25 0 (212) 532 25 25
0 505 098 21 81 0 (505) 098 21 81

Mescid-i Nebî'yi ve Rasûlullah'ı (sav) Ziyaret

Ziyaret ve Medîne-i Münevvere Hakkında Birkaç Kelime Allah Rasûlünü, Habîbullah’ı, Kâinâtın Efendisi, bütün mahlukâtın en hayırlısı Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz'i ziyâret elbette ki sevâbı mûcib, Rabbimizin şefkat ve merhametini, lutuf ve keremini celbedicidir. Sebepsiz terki ise büyük bir gaflet, hürmet-sizlik, katı yüreklilik ve cefâdır. Nitekim Efendimiz (sav);

(( مَنْ حَجَّ الْبَيْتَ وَ لَمْ يَزُرْنِي فَقَدْ جَفَانِـي))

“Beytullah’ı haccedip de beni ziyâret etmeyen bana cefâ eder,” buyurmuşlardır.

Hadisi İbn Adiyy, "hasen" bir senedle rivayet eder.

Mescid-i Nebî’yi ziyâreti ve onda namazın fazîletini ise anlatmaya ne hâcet. Zira; Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

((لاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلاَّ إِلىَ ثَلاَثَـةِ مَسَاجِدَ: مَسْجِدِي هَذَا وَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَ الْمَسْجِدِ اْلأَقْصَى.))

“Üç mescid vardı ki, gerçekten onları ziyâret için safere çıkmaya, yol meşakkatlerine katlanıp onlara ulaşmaya değer: Benim bu mescidim, Mecid-i Haram ve Mescid-i Aksâ.”

Hadis, müttefekun aleyh bir hadistir. Bir başka müttefekun aleyh hadiste de;

((صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِي غَيْرِهِ مِنَ الْمَسَاجِدِ إِلاَّ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ.))

“Bu mescidimde kılınan bir namaz, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlı, daha faziletlidir. Mescid-i Harâm müstesnâ,” buyrulur.

Bizleri gerçekten zorlayan meşru bir sebep yoksa bu ziyaret ihmal edilmemelidir. Gönüllerin bu manevî havayı teneffüs etmeye ve Allah Rasûlü'nün yanında bulunmaya, onun ümmeti olma şerefini onun yanında hissetmeye, bir süre onun misafiri, komşusu olmaya ihtiyacı vardır.

 

 

Medîne ise kelimelere zor sığan bir şehirdir. O, hicret yurdu, Güzel Belde, Nurlu Şehir'dir. İslâm Devletine ilk merkezlik eden ve kendi diyârını terk etmek zorunda kalan Allah Rasûlü’ne ve binlerce sahâbeye kucak açan, onları bağrına basan bir şehir. Muhacirleriyle, ensârıyla, azm dolu, ihlas dolu, aşk-vecd dolu, tâat-zühd dolu, sadâkat, sebat ve cihad iştiyakıyla dolu altın neslin binlerce hâtırasını taşıyan bir şehir...

Bu güzel şehir, bu Peygamber Şehri, ilk İslâmî Devlet ve ilk cihad merkezi olduğu gibi, ilk toplu uhuvvetin (kardeşliğin) de merkezidir. Her karış toprağının ayrı bir ibret değeri, ayrı bir hatırası vardır. Dolayısıyla bu şehirde bilgiler bilgilere eklenmeli, hatıralar canlanmalı, güzel duygular yeniden yaşanmalı, tazelenmelidir…

 

Medîne-i Münevvere'nin fazîletini, kadr ü kıymetini bildiren bir çok hadis-i şerif vardır. Şimdi bunlardan ikisini paylaşıyoruz:

Ebu Hureyre(ra), Allah Rasûlü'nün(sav) şöyle buyurduğunu rivâyet ediyor:

(( ماَ بَيْنَ قَبْرِى وَ مِنْبَرِى رَوْضَـةٌ مِنْ رِياَضِ الْجَنَّـةِ وَ مِنْبَرِى عَلَى حَوْضِى.))

"Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzum üzerindedir."

Yine Ebu Hureyre'nin(ra) rivâyet ettiği bir başka hatıra, bir başka hadis:

"İnsanlar mevsimin ilk meyvesini görünce Rasûlullah (sav) Efendimiz'e getirirlerdi. Rasûlullah (sav) onu alınca;

"Allah'ım! Meyvelerimizi hakkımızda bereketli kıl. Medîne'mizi bize mübarek kıl.

Meyve ve mahsullerimizi ölçtüğümüz sâ'ımızı, müddümüzü bereketli eyle.

Allah'ım! Şüphesiz ki İbrahim kulundur, sevdiğin dostundur, peygamberindir. Ben de kulun ve peygamberinim. O sana Mekke için duâ etmişti. Ya Rab! Ben de sana, onun Mekke için duâ ettiği kadar ve bir o kadar daha Medine için duâ ediyorum," diye duâ ederdi.

Sonra, doğumu en yakın olan küçük çocuğu çağırır ve bu meyveyi ona verirdi.

 

YOLDA

Mescid-i Nebî'yi ve Rasûlullah(sav) Efendimiz'i ziyaret için yola çıkan bir kimse, yol boyunca çokça salât ü selâm getirir. Rasûlullah’ın (sav) sîretinden hatıralar zikreder, İslâm nûrunun bize ulaşması, hakkı tebliğ, bâtılın azgın gidişini durdurmak için çektiği çileleri ve mücadelelerini, cihadlarını yâd eder, kendini bedenen ve mânen bu ziyâret için hazırlar, mesâfeler yaklaştıkça sevgi ve iştiyakını ziyâdeleştirir, seyrini hızlandırır, hûşû ve teslimiyet ve edeple dolar.

Medine-i Menevvere’ye girerken Şöyle duâ eder:

بِسْمِ اللهِ عَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللهِ لاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ. ﴿رَبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَ أَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَ اجْعَلْ لِي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصِـيرًا.﴾

اَللَّهُـمَّ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ وَارْزُقْنِي مِنْ زِيَارَةِ رَسُولِكَ صَلَّى ِالله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ مَا رَزَقْتَ أَوْلِيَائِكَ وَ أَهْلِ طَاعَتِـكَ وَ أَنْقِـذْنِي مِنَ النّـَارِ وَ اغْفِـرْ لِـي وَارْحَمْنِـي يَا خَيْـرَ مَسْـئُولٍ يَا عَـزِيزُ يَا غَفّـَارُ.

 

"Bismillâh. Allah Rasûlü’nün ümmetinden biri olarak onun mescidine yönelir, onu ziyarete azmederim. Güç ve kuvvet, ancak Allah’ın ihsanıyladır.

Rabbim! Girdiğim yere, hayırlı, selim ve müstakîm bir girişle girdir. Oradan çıkarırken de hayırlı bir çıkışla çıkar. Yüce katından güç, imkân ve yardım ihsan eyle.

Allah'ım! Rahmet kapılarını aç. Rasûlün’ün (sav) ziyaretiyle nimetlendir. Evliyâna nasip eylediğin, taât ehline bahşeylediğin lütufları bana da bahşeyle. Bu kulunu Cehennem azâbından kurtar, mağfiret eyle, merhamet buyur! Ey kendisinden talepte bulunanların ey hayırlısı. Ey Aziz, ey çok mağfiret eyleyen, rahmet ve şefkat sahibi rabbim!"

 

 

Mescid’e Girerken de Hûşû ve edeble –sağ ayağını takdim ederek– Mescid’e girerken de şöyle der:

اَلَّلهُمَّ صَلِّ عَلَي مُحَمَّدٍ وَ عَلَي آلِ مُحَمَّدٍ وَ صَحْبِـهِ وَسَلَّمَ. اَلَّلهُمَّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي وَ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ.

"Allah’ım! Hz. Muhammed Efendimize, Ehl-i Beytine, Ashab-ı Güzîne salâtü selam eyle!

Allah’ım! günahlarım affeyle, benden mağfiretini esirgeme, Rahmet kapılarını aç!"

 

 

Mescid-i Nebî'de

Rasûlullah’ın Mescidine girince –kerahet vakti değilse- önce “Tahiyyetü’l-Mescid” kılar. Mümkünse bu namazı mihrâbın minbere yakın yerinde edâ eder. Orada mümkün olmazsa bu makama yakın veya “Ravza-ı Mutahhara”nın müsâid bir yerinde; o da mümkün olmazsa imkân bulduğu yerde kılar.

Namazını edâdan sonra hamd eder, şükreder, Rabb’ine bu nimete nâil oluşundan dolayı senâlarda bulunur.

Daha sonra, son derece edebli bir tavırla ve hûşû içinde bütün kalbiyle, bütün his ve duygularıyla Efendimizin kabrine yönelir. Hizasına gelince, Kabr-i Şerife dönük olarak durur, ellerini bağlar, Efendimizin hayatta iken huzurunda bulunuyormuşçasına onun heybetinin, azametinin, şeref ve kadr yüceliğinin şuurunda olarak, çok yüksek değil ama duyulacak bir sesle şöyle diyerek selâmlar:

Rasûlullah (sav) Efendimiz'e Selâm

السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيّهاَ النَّبِـيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَ بَرَكاَتُـه.

السَّلاَمُ عَلَيْكَ ياَ رَسُولَ اللهِ - السَّلاَمُ عَلَيْكَ ياَ حَبِيبَ الله

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ خَلِيلَ اللهِ - السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ خَيْرَ خَلْقِ اللهِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ صَفْوَةَ اللهِ - السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ خَيْـرَةَ اللهِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ نَبِىَّ الرَّحْمَةِ - السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ شَفِيعَ الأَمَّةِ

الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ وَ عَلَي جَمِيعِ الأَنْبَيَاءِ وَ الْمُرْسَلِينَ وَ الْمَلاَئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَ عَلَي آلِكَ وَ أَهْلِ بَيْتِكَ وَأَصْحَابِكَ أَجْمَعِينَ وَسَائِرِ عِبَادِ اللهِ الصَّالَحِـينَ.

جَزَاكَ الله ُعَنَّا أَفْضَلَ وَ أَكْمَلَ مَا جَزَي بِهِ رَسُولاً عِنْ أُمَّتِهِ وَ نَبِيّاً عَنْ قَوْمِهِ. وَ صَلَّي الله ُعَلَيْكَ أَزْكَي وَ أَعْلَي وَ أَدْنَي.

وَ أَشْهَدُ أَنَّكَ عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ وَ خَيْرَتُهُ مِنْ خَلْقِهِ. وَ أَشْهَدُ أَنَّكَ بَلَّغْتَ الرِّسَالَةَ وَ أَدَّيْتَ اْلأَمَانَةَ وَنَصَحْتَ اْلأُمَّةَ وَ أَقَمْتَ الْحُجَّةَ وَجَاهَدْتَ فِي اللهِ حَقَّ جِهَادِهِ وَ عَبَدْتَ رَبَّكَ حَتَّى أَتَاكَ الْيَقِينِ. وَ صَلاَةُ اللهِ وَ مَلاَئِكَتِـهِ وَ جَمِيعِ خَلْقِهِ مِنْ أَهْلِ سَمَاوَاتِهِ وَ أَرْضِهِ عَلَيْكَ ياَ رَسُولَ الله.

اَللَّهُمَّ آتِهِ الْوَسِيلَةَ وَ الْفَضِيلَةَ وَ الدَّرَجَةَ الْعَالِيَةَ الرَّفِيعَةَ وَ ابْعَثْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً الَّذِي وَعَدْتَهُ، إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ.

رَبَّنَا آمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ. آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلاَئِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ الْيَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ. اَللَّهُمَّ فَثَبِّتْناَ عَلَي ذَلِكَ وَلاَ تَرِدْنَا عَلَي أَعْقَابِنـَا.

رَبَّنـَا اغْفِرْ لَنَا وَ ِلآبَائِـنَا وَ ِلأُمَّهَاتِناَ وَ ذُرِّيّـَاتِناَ وَ ِلإِخْوَانِنـَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمـَانِ. وَ لاَ تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا. رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ.

 

Önünde bulunduğumuz maksûrada Peygamber Efendimiz ile iki can yoldaşı Ebu Bekir ve Ömer(ra) vardır. Kabirleri, kıble tarafından başlayarak arka arkaya sıralanır. En önde, sağ tarafı kıbleye gelecek şekilde Rasûlullah(sav) bulunmakta, onun arkasında başı Allah Rasûlü’nün göğüs hizasına gelecek şekilde Ebu Bekir(ra), onun arkasında da aynı şekilde Ömer(ra) yer alır.

 

Ziyaretçi, Peygamberimize selâm verdikten sonra Kabr-i Şerif'e dönük olarak bir adım sağa doğru ilerler ve Rasûlullah’ın (sav) halîfesi, yoldaşı Ebu Bekir’e selam verir.

Hz. Ebu Bekir'e Selâm:

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ أَبَا بَكْرٍ الصِّـدِّيقِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ خَلِيفَـةَ رَسُـولِ اللهِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ صَفِـىَّ رَسُـولِ اللهِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ صَاحِبَ رَسُـولِ اللهِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ وَزِيرَ رَسُـولِ اللهِ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ ثَانِيَ رَسُولِ اللهِ فيِ الْغَارِ وَرَفِيقَهُ فِي الأَسْفـَارِ وَ أَمِينَـهُ عَلَي اْلأَسْـرَارِ.

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ مَنْ أَعْتَقَـهُ ِالله مِنَ النّـَارِ.

السَّلاَم عَلَيْكَ وَ رَحْمَةُ اللهِ وَ بَرَكَاتُهُ. جَزَاكَ الله ُ عَنْ رَسُولِهِ وَ عَنِ الإِسْلاَمِ وَ أَهْلِهِ خَيْرَ الْجَزَاءِ وَ رَضِيَ الله ُ عَنْكَ أَحْسَنَ الرِّضـَا. اَللَّهُمَّ ارْضَ عَنْهُ وَارْفَـعْ دَرَجَتَـهُ وَ أَكْرِمْ مَقَامَهُ وَ أَجْزِلْ ثَوَابَهُ بَفَضْلِكَ وَ كَرَمِكَ يَا أَكْرَمَ اْلأَكْرَمِينَ.

 

Aynı şekilde bir adım daha sağa gider ve Ömeru’l-Faruk Hazretlerine selam verir.

Hz. Ömer'e Selâm

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ عُمَرَ الْفـَارُوقُ

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ مَنْ اسْتَجَابَ ِالله ُ فِيهِ دَعْوَةَ خَاتَمِ النَّبِيِّينَ.

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ مَنْ أَظْهَرَ الله ُبِهِ الدِّينَ. السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ مَنْ نَطَقَ بِالصَّوَابِ وَ وَافَقَ قَوْلُهُ مُحْكَمَ الْكِتاَبِ.

السَّلاَم عَلَيْكَ ياَ مِنْ عَاشَ حَمِيداً وَ خَرَجَ مِنَ الدُّنْياَ شَهِيداً. جَزَاكَ الله ُ عَنْ نَبِيِّهِ وَ خَلِيفَتِهِ وَ أُمَّتِهِ خَيْرَ الْجَزَاءِ. لَقَدْ نَصَرْتَ الإِسْلاَمَ وَ الْمُسْلِمِينَ وَ فَتَحْتَ مُعْظَمَ الْبِلاَدِ بَعْدَ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ. كَفَّلْتَ اْلأَيْتَامَ وَ وَصَّلْتَ اْلأَرْحاَمَ وَ قَوِيَ بِكَ الإِسْلاَمُ. وَ كُنْتَ لِلْمُسْلِمِينَ إِمَاماً مَرْضِيّاً وَ هَادِياً مَهْدِيّاً. جَمَعْتَ شَمْلَهُمْ وَ أَعَنْتَ فَقِيرَهُمْ وَجَبَرْتَ كَسْرَهُمْ. فَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللهِ وَ بَرَكَاتُهُ.

 

Ziyaret için hazır olanların çokluğu sebebiyle, başkasına eziyet vermeden Kabr-i Şerif önünde fazlaca beklemek pek mümkün olmamaktadır. Ancak tenha bir ana rast gelinir de mümkün olursa, son iki kabir hizasına durarak her iki halîfeye birden tekrar selâm verilir. Sonra yine Rasûlullah (sav) Efendimizin hizasına gelinir; huzurunda Cenâb-ı Allah’a istiğfar edilir, duâ ve niyazda bulunarak huzurdan edeple ayrınılır.

 

Bu arada Rasûlullah(sav) Efendimize selâm gönderenler varsa –biliniyor ve hatırlanıyorsa, isimlerini de zikrederek– bu selâmlar Efendimize ulaştırılır. İsimler hatırlanamıyorsa "selâm gönderen kardeşlerimiz" ifadesi gibi genel ifadeler kullanılarak selâmlar takdim eldir.

​ Ziyareti bitirince minberin yanına gelir, duâ eder, Ravza-ı Mutahhara’da müsaid bir yerde namaz kılar, duâ ve niyazlarda bulunur.

​ Ziyâretçi Medine–i Münevvere’de bulunduğu müddetçe namazlarını Mescid-i Nebî’de kılmaya titizlik gösterir, fırsat buldukça yeni ziyaretlerde bulunur.

​ Cennetü-l Baki’, Uhud, Fetih Mescidleri (Hen-dek Gazvesinin cerayan ettiği yer), Kıbleteyn ve Kuba Mescidini ve sâir hatıraların yaşandığı yerleri, imkan nisbetinde ziyaret eder, duâ eder, o günleri yâd eder, azim ve şevk tazeler; aşk, vecd, ibret ve tâatla dolar.

 

Cennetü’l- Baki’ ve Uhud Şehidliği Ziyâret Edilirken

السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ بِماَ صَبَرْ تُـمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ.

السَّلاَم عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَ إِنَّا إِنْ شاَءَ الله ُ بِكُمْ لاَحِقُونَ. أَنْتُمْ سَلَفُناَ وَ نَحْنُ بِاْلأَثَرِ. يَغْفِرُ الله ُ لَناَ وَ لَكُمْ.