0 212 532 25 25 0 (212) 532 25 25
0 505 098 21 81 0 (505) 098 21 81

Mekke ve Ziyaret Yerleri

Mekke-i Mükerreme, bütün mü'minlerin kıblegâhı, ilk vahyin indiği, İslân nûrunun doğduğu ve bütün kâinâta yayıldığı, hak dâvânın, dalâletin karanlık çehresine karşı haykırıldığı, iman uğruna ilk çilelerin çekildiği, nice mücadelelerin vuku bulduğu ve nice mucizelerin gerçekleştiği topraklar. Rasûlullah(sav) Efendimizin ana yurdu. İbrahim Aleyhisselam'ın duâsına ve beşeriyeti davetine mazhar olmuş bir diyar. Kısaca her adımı hatıralarla dolu, İslâmın beş temelinden bir olan Haccın ve gönüllere tazelik veren Umre ibadetinin mekânı… Anlatılmakla bitmeyecek bir diyar. Ancak biz bu bölümde, bu mukaddes diyarı Hacc ve Umre vesilesiyle ziyaretiniz sırasında mutad olarak gezeceğiniz yerlerle ilgili az ve öz bilgi vereceğiz. Daha geniş malumat için kaynaklara, bilgisi geniş ve güvenilir kimselere müracaat ederek bilginiz artırınız, duygularınızı tazeleyiniz.

Mekke-i Mükerreme, bütün mü'minlerin kıblegâhı, ilk vahyin indiği, İslân nûrunun doğduğu ve bütün kâinâta yayıldığı, hak dâvânın, dalâletin karanlık çehresine karşı haykırıldığı, iman uğruna ilk çilelerin çekildiği, nice mücadelelerin vuku bulduğu ve nice mucizelerin gerçekleştiği topraklar. Rasûlullah(sav) Efendimizin ana yurdu. İbrahim Aleyhisselam'ın duâsına ve beşeriyeti davetine mazhar olmuş bir diyar. Kısaca her adımı hatıralarla dolu, İslâmın beş temelinden bir olan Haccın ve gönüllere tazelik veren Umre ibadetinin mekânı…

 

Anlatılmakla bitmeyecek bir diyar. Ancak biz bu bölümde, bu mukaddes diyarı Hacc ve Umre vesilesiyle ziyaretiniz sırasında mutad olarak gezeceğiniz yerlerle ilgili az ve öz bilgi vereceğiz.

Daha geniş malumat için kaynaklara, bilgisi geniş ve güvenilir kimselere müracaat ederek bilginiz artırınız, duygularınızı tazeleyiniz.

 

 

CEBEL-İ NUR

Nûr Dağı, eski adıyla Cebel-i Hıra. Hıra mağarasının bulunduğu, Allah Rasûlü'ne ilk vahyin geldiği, dolayısıyla nübüvvet vazifesinin verildiği dağ…

Beytullah’tan yaklaşık 5-6 km kuzeyde. Hatta bir parça kuzeybatıya doğru.

Deniz seviyesinden yüksekliği 621m. dağ eteğinden itibaren yüksekliği ise 281 metredir. Dağa ancak kuzey yamacından tırmanılabilir.

Mağaraya varmak için önce dağın zirvesine ulaşılması gerekir. Oradan kuzey-doğuya doğru biraz inilir, yaklaşık 5-6 m. indikten sonra sağa doğru dönülür. Sağa dönünce önünüze dikey ağızlı bir geçit gelir. Dar yeri 60 cm. civarındadır. Bu geçidin öbür ucu açıktır. Ancak bir kişinin, biraz da yan dönerek ve dikkat ederek geçebileceği bu geçidi öbür tarafa geçince, önü açık balkonumsu bir yere varılır. Önü açık bu küçük şürfeden sola dönünce de mağarayla karşı karşıya gelinir.

 

Rasûlullah(sav) Efendimiz kırk yaşlarına gelmişti. Sık sık görmeye başladıkları sâdık rüyaların ardından gönlüne, tenha bir yere çekilme, tefekküre dalma, ibadetle Rabb’ine yönelme duyguları gelmiş yerleşmiş ve onu zorlamaya başlamıştı.3

Bu duygu arttıkça, zaman zaman Mekke evlerinden sıyrılır, dağ arası vâdîlerde, yamaçlarda dolaşırdı. Yanından geçtiği taşlar ve ağaçlar; “Es-selâmü Aleyke Ya Rasûlallah!” diye kendisini selamladığında çevresine bakar, taşlardan, ağaçlardan başka bir şey göremeyince hayret eder, biraz da ürperirdi.

 

Bir gün Mekke’den ayrıldı; vâdîlerden sıyrılarak Hırâ Dağı’na geldi. Dağa tırmanarak Hıra mağarasına ulaştı. Yönü Ka’be’ye dönük, vâdîlere hakim, sessiz, ıssız ve uzaktan Beytullah’ı gören bu mağara, onun gönlünü dolduran ibadet, tefekkür arzu ve isteğini gerçekleştirebileceği en uygun yerdi… Burayı kendisine mekan seçti.

Daha sonraki günlerde bu mağarada günlerce kalır, tefekküre dalar, sanki duyguları tazelenir, hassaslaşır, kendisini derin bir tefekkür dünyasında hissederdi. Rabb’ine duâ eder, gecenin sessizliği ve huzur veren zaman akışı içerisinde, İbrâhîm (as) dîni üzere ve şirke bulaşmamış bir fıtratla ibâdet ederdi.

Yiyeceği, içeceği bittiğinde Mekke’ye varır, Hatîce Vâlidemizin kendisine hazırladığı yiyecek ve içecekleri alarak yeniden Hırâ’ya dönerdi.

 

Kaynaklarımızın zikrettiğine göre, Ramazan ayının on yedisiydi. O yüce an gelmiş, o mübarek buluşma anı gerçekleşmenin eşiğindeydi.

Rasûlullah(sav) o gün Hırâ Mağarası’nda iken, sessizlik ve sükûn her yeri kaplamışken birden karşısında Cibrîl’i (as) gördü. Dehşete düşmüştü. Bu ıssız dağ başında bütün ufku dolduran bir varlıkla karşı karşıyaydı.

Cibrîl(as) kendisine; “Oku!” diye hitap etmiş, Rasûlullah(sav) Efendimiz heyecan içinde; “Ben okuma bilmem,” diye karşılık vermişti.

Bunun üzerine Cibrîl(as), onu kuşatıp sıkarak yeniden; “Oku!” demiş, Efendimiz yine; “Ben okuma bilmem,” diye cevap vermişti.

Cibrîl (as) tekrar kendisini sıkmış, bunalma noktasında serbest bırakmış ve:

﴿ اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ اَّلذِي خَلَقَ. خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ. اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَم. الَّذِي عَلَّمَ باِلْقَلَمِ. عَلَّمَ الإِنْساَنَ مـاَ لمْ يَعْلَم.﴾

“Oku! Yaratan Rabb'ının adıyla!

O, insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı.

Oku! Rabb’ın sonsuz kerem sahibi…

O ki, kalemle öğretti insana,bilmediklerini…”

diyerek Alak Sûresinin ilk beş âyetini tebliğ ediyor ve gözden kayboluyordu.

Rasûlullah(sav), korku ve ürpertinin tesirinden kurtulamamış ama duyduğu kelimelerin kalbine nakşedildiğini ve o garip vahy lezzetini hissetmişti. Sarp kayaları aşarak, yamaçlardan hızla aşağıya inmiş ve evinin yolunu tutmuştu.

Böylece nübüvvetin ilk günleri başlıyor, Kur'ân-ı Kerîm'den ilk âyetler vahyediliyordu…

CEBEL-İ SEVR

Rasûlullah(sav) Efendimiz’in Mekke'den Medîne'ye hicret ederken saklandığı mağaranın bulunduğu dağdır. Mekke yakınlarındadır. Harem-i Şerif'in yaklaşık güneyinde, hafif güney doğu istikametindedir.

Efendimiz, yol arkadaşı Ebu Bekir(ra) ile birlikte, kendilerini arayan müşriklerin ilk hızı kesilinceye kadar üç gün kadar burada saklanmışlardı. Hız kesilip araştırmalar yavaşlayınca, yol rehberi Abdullah İbn Uraykıt, yedeğinde iki deve ile dağın eteklerine kadar gelmiş, bu kıymetli yolcuları alarak önce güneyden dolaşarak batıya doğru yol almış, daha sonra kuzeye yönelmiş, Kızıl Deniz sahili yakınlarından Medîne'ye doğru yol almıştı.

Mağarada kalındığı süre içerisinde Hz. Ebubekir'in yanında çalışan ve bu sırada çobanlık yapan Âmir İbn Füheyre, güttüğü hayvanları izler üzerinde gezdirerek izleri kaybettiği gibi akşamları birkaç hayvanı dağın zirvesinde yer alan mağaraya yaklaştırarak Efendimiz ve Ebubekir'in süt ihtiyaçlarını temin ediyordu.

Hz. Ebubekir'in oğlu Abdullah henüz çocuk denecek yaşlarda olmasına rağmen Mekke'deki hareketleri takip ediyor, insanlar arasında dolaşıyor; her toplantıyı, her konuşmayı takip ediyor; hangi tarafa ekipler çıkarıldı, hangi güzergahlarda kimler arama yapıyor, neler düşünüyorlar?.. bütün bu bilgileri topluyor, gecenin karanlığından istifâde ederek Mekke ile Sevr arasındaki yamaçları, tepeleri aşıp dağa tırmanıyor ve topladığı bilgileri Rasûlullah'a(sav) ulaştırıyordu.

Yine Ebubekir'in kızı Esmâ(ra) yol azığı ve su hazırlıyor, bunları taşıyıp babası ve Rasûlullah'a ulaştırıyordu. Onlar birer mü'min olarak üzerlerine düşen fedakârlığı imrenilecek bir güzellikte yapıyorlardı.

Bilindiği gibi bütün tedbirlere rağmen müşriklerden bir kısmı yine iz yakalamış, mağara önlerine kadar gelmeyi başarmışlardı. Onları gören Ebubekir(ra) telaşlanmış, Efendimiz tarafından;

((ياَ أَباَ بَكْر! ماَظَنُّكَ بِاثْنَيْنِ الله ُ ثاَلِثُهُماَ؟ ﴿لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللهَ مَعَنـَا﴾.))

"Ebu Bekir! İki kişinin üçüncüsü Allah olursa, onlara bir zarar gelebileceğini zannediyor musun?4 Üzülme Allah bizimle beraberdir!" (Tevbe Sûresi, 9/ 40) buyrularak teskin edilmişti.

Allah Azze ve Celle, Rasûlünü(sav) korumuş, mağaranın ağzı örümcek ağıyla kaplanmış, iki yabani güvercin girişe yakın bir yere yuva yapmıştı. Mağaranın ağzını örümcek ağıyla kapalı gören, hemen yanındaki güvercin yuvasına dikkat eden takipçiler, içeride insan bulunmasına ihtimal vermedikleri için, içeriye bakmaya lüzum görmeden yola devam etmişlerdi. 5

Hicret gerçekleşmiş, Rasûlullah(sav) Medîne'ye yerleşmiş, yepyeni bir tarih başlamıştı…

ARAFAT

Mekke-i Mükerreme'nin yaklaşık doğu istikametinde, Harem-i Şerif'e 20-22 km mesafede, geniş, düz bir sahadır. Ana hatlarıyla sınırları Peygamber Efendimiz(sav) tarafından tayin edilmiştir. Sahanın ortasında, kuzeydoğusuna biraz daha yakın bir yerde Cebel-i Rahme yer alır. "Arafat Dağı" denilince bu dağ kastedilir. Ancak Arafat'ın kendisi dağ değil, ovadır; geniş bir vadidir.

Zilhicce ayının 9. günü hac için vakfe burada yapılır. Bu vakfe hacın iki rüknünden biridir ve Rasûlullah(sav) tarafından; "Hac Arafat'ta vakfedir," buyurularak ehemmiyetine işaret edilmiştir.

Peygamber Efendimiz vakfesini Cebel-i Rahme'nin önlerinde, kıble istikametine yakın bir yerde yapmış, vedâ hutbesinin bir kısmını burada îrad etmişti. İlk ve son haccı olan Vedâ Haccı'nda öğle ve ikindi namazlarını birleştirerek Mescid-i Nemira'nın olduğu yerde kıldırmıştı.

Mescid-i Nemira'nın diğer bir ismi Mescid-i Arafa'dır. Mescidin kıble istikameti Urene Vadisinde olduğu için Mescid-i Urene olarak da anılmıştır. Urene Vadisi'nin Arafat'tan olmadığı, hadis-i şerifle sabittir.

Bu gün ülkemizden giden hacılara tahsis edilen bölge, Cebel-i Rahme'nin kuzey-batısına düşen bölgedir.

Arafat, Mekke harem hudutları dışındadır.

*

MÜZDELİFE

Müzdelife, Arafat'la Mina arasında, Mina'ya daha yakın, genişçe bir sahanın adıdır. Arafat'taki vakfeden sonra, güneşin batımıyla yola çıkan hacılar buraya gelir, akşamla yatsı namazını birleştirerek burada, yatsı namazının vaktinde kılarlar.

Meş'ari'l-Haram, bu sahanın ortalarındadır. Ana cemaat, namazlarını Meş'ari'l-Haram Camii'nde kılar.

Cemrelere atılacak taşlar buradan toplanır. Bilhassa ilk gün Cemre-i Akabe'ye atılacak 7 taşın buradan alınması sünnettir.

Hacılar, sabah namazını Müzdelife'de edâ eder, sabah namazından sonra burada vakfe yapar. Bu vakfe vacibtir. Müzdelife'nin her yeri vakfe yapmak için uygundur.

Müzdelife ile Mina arasında "Muhassar" denilen bir vâdî vardır. Meşaru'l-Haram Mescidi'nin yanından devam eden yaya yolu bu vadîden geçerek cemrelere gider. Kâbe'yi yıkmaya gelen ve çok iri bir filin baş çektiği Ebrehe Ordusu bu vâdîde durdurulmuş ve dalga dalga sürüler halinde gelen kuşların attığı taşlarla burada helak edilmiştir.

Muhassar Vadîsinden geçerek gidenlerin vadîyi hızlı geçmeleri sünnete uygun olandır.

*

MİNA

Mina Müzdelife ile Mekke arasında dağlarla çevrili bir vadîdir. Mekke istikametinde Akabe Vadisi ile son bulur. Mescid-i Hayf ve Cemreler (taşlama noktaları) buradadır.

Hacda bayram geceleri burada gecelemek sünnet-i müekkeddir.

Mescid-i Hayf'ın olduğu mekan, Allah Rasûlü'nün Mina'da kendisine konaklama yeri olarak seçtiği, namazları edâ ettiği mekandır.

Mina tarihî nice hatıraların yaşandığı yerdir. İbrahim(as), oğlu İsmâil'i(as) kurban etmek için bu mıntıkaya getirmişti.

Rasûlullah(sav) Efendimiz'in Medînelilerle buluştuğu Akabe Vâdisi de buraya, bilhassa Büyük Cemre'ye yakındır. Buluşmanın 1. ve 2. Akabe Biatları'nın yapıldığı yerde "Biat Mescid"i diye anılagelen küçük bir câmi vardır.

*

Rasulullah'ın(sav) Doğduğu Ev

Harem-i Şerif'e yakın, Beytullah'tan Bâbü's-Selâm'a doğru yönelince yaklaşık 200 m mesafededir. Çevresi tamamen boşalmış durumdadır. Asıl evin yerine yapılmış olan betonarme bir bina, bu gün kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Burası Allah Rasûlü'nün evi olarak anılıyor olsa da Efendimiz'in evi değil, dünyaya geldiği evdir. Hatice Vâlidemiz'le evlenince amcası Ebu Talib'in evinden Vâlidemiz'in evine intikal etmiş, dolayısıyla Efendimiz'in Mekke'de kendisine ait bir evi olmamıştır.

 

CENNETÜ'L-MUALLÂ

Mekke-i Mükerreme'nin asıl tarihî kabristanıdır. Medîne'de bulunan Cennetü'l-Bakî'den sonra fazîleti en çok olan kabristandır. Hatice Vâlidemiz, Hz. Âişe Vâlidemizin ablası Esmâ(ra) burada medfundur. Mekke'de vefat eden nice âlim ve fâzıl insanların toprağa verildiği bir yerdir.

Mekke'nin yukarısında yer alan "Hucûn" denilen mıntıkada, bir dağ arası vadisindedir.

 

MESCİD-İ CİN

Rasûlullah’ın(sav) bir grup cinle buluştuğu ve onlara tebliğde bulunduğu yere yapılan mesciddir.

Bu konuyla ilgili rivâyet Abdulah İbn Mesûd’dan gelir. Efendimizle birlikte Hucûn taraflarında yer alan bu mevkî yakınlarında iken, Efendimiz bir hat çizerek Abdullah İbn Mesûd’tan buradan ileri geçmemesini, oturup dönüşünü beklemesini istemiştir. Kendisi ilerleyerek cinlerle buluşmuş ve onlara Kur’ân okumuş, onlardan biat almıştır.

Sonraki yıllarda bu hatıranın yaşandığı yere mescid yapılmış ve bu mescid “Cin Mescidi” olarak anılmıştır. Cin Mescidi Mescid-i Haram’dan Cennetü’l-Mu‘allâ’ya giderken yolun solunda yer alır.

*

HUDEYBİYE

Hicretin altıncı yılında Hendek Gazvesinden sonra, Allah Rasûlü'nün(sav) gördüğü bir rüyânın arkasından Medîne'de tatlı bir heyecan başlamış, çok geçmeden Allah Rasûlü(sav) 1400 kadar sahabe ile birlikte Zü'l-Huleyfe'de umre için ihrama girmiş, kurbanlıkları yanlarına alarak Mekke'ye doğru yol almaya başlamışlardı. Müşriklerin engellemek için karar aldıkları ve Halid İbn Velid'in süvari birliğiyle önlerini kesmeye çalıştığı haberini alınca da yön değiştirerek Seniyyetü'l-Mirâr yolundan Hudeybiye Ovası'na inmişlerdi.

Burada konaklamışlar, Allah Rasûlü(sav) sahabîleri ile istişare etmiş ve arada elçiler gelip gitmeye başlamıştı…

Elçi olarak giden Osman(ra) Kureyşliler tarafından önce iyi karşılanıp sonra hapsedilince, bu durum Rasûlullah'a ve sahabelere öldürüldüğü şeklinde ulaşmıştı.

Bu haber üzerine Allah Rasûlü(sav) "semura" denilen kısa yapraklı, küçük dikenli bir ağaç altında Müslümanları biata davet ediyordu. Bütün mü'minler biat ediyorlar, Allah Rasûlü, bir eliyle diğerini tutarak Osman'ın yerine de biat ediyordu.

Yapılan bu biat sıradan bir biat değildi. Sabır ve sebat etmek, geri adım atmamak, sarsılmamak üzere yapılan bir biattı. Bazı sahabeler; "Biz o gün ölümüne biat ettik," diyerek bu biatın manasını özetliyordu. Belki hepsi aynı manaya geliyordu, ancak "ölümüne biat" ifadesi o günün yapılan biatın asıl manasıydı.

Bu biat, ismini âyet-i kerîmeden alarak tarihe "bey'atü'r-rıdvan" ve "bey'atü'ş-şecera" olarak geçiyordu. "Bey'atü'r-rıdvan" deniyordu, çünkü Allah'ın rızasının tecelli ettiği ve müjdelendiği bir biattı. "Bey'atü'ş-şecera" deniyordu çünkü ağaç altında gerçekleşmişti; şecera, ağaç demekti.

Sahabelerin biatı devam ederken Hz. Osman'ın hayatta olduğu haberi geliyordu.

*

Son olarak Kureyş tarafından elçi olarak Süheyl İbn Amr geliyordu. Süheyl, sulh için gönderilmişti ve sulh istiyordu. Rasûlullah'ın huzuruna geldi. Oldukça uzun konuştu. Karşılıklı konuşmalardan sonra anlaşma yapılmasında ittifak edildi sonra anlaşma maddeleri kaleme alındı.

Anlaşma henüz imzalanmadan Süheyl'in oğlu Ebu Cendel zincirlerini sürükleyerek gelmişse de anlaşma gereği geri verildi.

Anlaşmanın bazı maddeleri ve anlaşma sırasında yaşananlar ölümüne biat eden sahabelere çok ağır gelmişti. Rasulullah'ın emrine rağmen ihramdan çıkmamış, bekleşiyorlardı. Efendimiz Ümmü Seleme Vâlidemizin tavsiyesi üzerine kendi kurbanını kesiyor, berberini çağırarak saçını tıraş ettiriyordu. Böylece sahabîler her şeyin bittiğini anlıyor, onlar da kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş ederek ihramdan çıkıyorlardı.

Bu umreden dönüş, geliş kadar şevkli değildi. Ancak dönüş sırasında Fetih Sûresi nazil oluyordu. "Şüphesiz biz sana açık bir fetih ihsan buyurduk" buyruluyordu. Gönüller vahyin fetih müjdesiyle yatışıyor, çok geçmeden de anlaşmanın tesirleri görülmeye başlıyordu. Ertesi yıl da gelinerek coşkulu bir umre edâ ediliyordu…

Hudeybiye bu hatıraların yaşandığı bir yerdi. Eski Cidde yolu üzerinde ve yaklaşık Harem-i Şerife 25 km mesafededir. Eski ve yeni sınır taşları ve kuyular halen Harem sınırında sağlamlığını korumaktadır.

*

Ayrıca Mescid-i Cin yakınlarında Mescid-i Şecere ve Mescid-i Râye vardır.

Zâhir Vâdisi girişinde Tuvâ Kuyusu yakınında da Mescid-i Tuvâ yer alır. Ten'im'de Âişe Mescidi, Ci'râne'de Ci'râne Mescidi gibi daha bir çok tarihî hatıranın bulunduğu mescidler ve mekanlar bu mukaddes beldeye serpilidir.

 

 

 

MEKKE'DEN AYRILIRKEN

اَللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْ هَذَا آخِرَ الْعَهْدِ بِبَيْتِكَ الْحَراَمِ وَ إِنْ جَعَلْتَهُ هَذَا آخِرَ الْعَهْدِ بِـهِ فَعَوِّضْناَ عَنْهُ الْجَنَّةَ ياَ أَرْحَمَ الرّاَحِمِينَ.

وَ صَلَّى الله ُ عَلَى خَيْرِ خَلْقِهِ مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ أَجْمَعِينَ. وَ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعـاَلَمِـينَ.

"Allah'ım! Bu ziyaretimi, Beyt-i Haram'ına son gelişim, ona son kavuşuşum eyleme! Eğer bu ziyaretim, onunla son buluşmam ise, Ey Merhametlilerin en merhemetlisi Rabbim, onun karşılığı bize Cennet nasib eyle!..

Yaratılmışların en hayırlısı Muhammed Mustafâ'ya, ehl-i beytine ve bütün sahabelerine salât ü selam eyle!

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'adır…"